Kelâm
Kimi vardır, bir çiçek görür ve onu çok sever, heyecanlanır.
Çiçeği gördüğünde ona doğru yönelir, eğilir ve koklar.
Kimi vardır, o çiçeği görür, heyecanlanır; çiçeği koparır, koklar, bir süre elinde tutar ve sonra bir yere bırakıverir.
İlkinde o çiçek, ömrünce yaşamaya devam eder. Polenlerini saçar, daha nice güzel gönlü kendine çekmeyi sürdürür.
İkincisinde ise, bir süreliğine o kişinin elinde, ait olmadığı bir yerde görünür; sonra hem çiçek solar, hem de o kişi o çiçeğin güzelliğini ömür boyu hatırlamaz bile. Sadece bir anlığına çiçek o elde görünür; kişi, o çiçeğin sahibi olduğunu hisseder ya da zanneder.
Çünkü denilmiştir ki yani varlıktan, güzelliğiyle geldiği âlemin haberlerini taşıyanın enfusuna vahyedilmiştir ki:
"yorgun develer üzerinde sana gelsinler" Hacc-27
Hâlbuki o koparttığı çiçek, o kişiye bulunduğu yerde neler söylemekteydi.
Tohumun içinde, o görünmeyen âlemde ne güzellikler olduğunu, hatta koca bir ormanın kendi tohumunda saklı olduğunu söyleyip durmaktaydı; geldiği âlemden, o güzel kokularıyla da haber vermekteydi.
İşte bu, o çiçeğin kelâmıdır.
Kişi, o ilahi kelâma şahit olabilseydi, kelime-i şahadet makamına yükselecekti; şâhit olan olacaktı.
Ve o çiçeğin güzelliğinden yola çıkıp tohumun özündeki o âleme şahit olabilmesi için, kişinin önce bildiğini sandığı her şeyi terk etmesi gerektiğinden, bir anlığına o terk makamında olmuş olacaktı.
Çünkü tutunduğu tüm bilişleri terk ederse kişi, işte o an benlik denen o yanılgı yaşayamaz; ölür. Ama ölen, benliğidir.
Benlik öldüğünde ise, kişi sadece şâhit değil, şehit olur. İşte bu makamda denilmiştir ki:
"Şehid olanlara öldü demeyin Onlar diridirler"
Çünkü benlik çöktüğünde, yani öldüğünde, geriye diri olan tek şey kalır. Bu makam için de, denilmiştir ki:
"Diri Olan Odur" Meryem -2 Kelâm de böyledir çünkü güzel kelâm benlik sahibi beşerden gelmez. Varlıktan gelen sesleniştir o güzel kelâm. Bir de o kelâmı işiten, işitebilen tertemiz olan gönüller vardır. O kelâmın sahibi ile hemhâl oldukları için o aşkın olandan taşan kelâm benliğini yitiren kişiden yani diri olandan taşar bazen kaleminden taşar bazen dilinden taşar. O taşan ise oradan taşandır aşk ile taşandır, taşmadan söylenen söz ise sadece duyumdum ve o söz ağızda lafızdır. O lafız ise aynı o koparılmış çiçek gibidir, bundan sonra oğul vermez bir anlığına lafzedeni bir makamın hayalinde hissettirir sadece .
Güzel bir cümleyi duyduğumuz an onu alıp başka dillere taşımak, başkalarına sunmak bize aitmiş gibi hissetmek isteriz. Oysa yaşanmamış, kalpte demlenmemiş, kalpte sınanmamış bir cümle; ne kadar büyük görünürse görünsün, asıl evini bulamaz. Bir fısıltı gibi havada dağılır heba olur, geçici bir heves olarak kalır.
Buradaki masallar, şiirler ve ninniler zihinde biriktirilsin veya dilde tekrar edilsin diye değil; kalplere bir tohum bıraksın diye yazıldı.
Eğer bu eşikten geçerken bir satır, bir ses gelip sana dokunursa...
Onu hemen dillendirme. Başkalarına aktarmanın telaşıyla onu rüzgâra verme. Bırak içine düşsün. Sustur, ağırla, kendi sessizliğinde mayalanmasına izin ver.
Vakti gelip de sende bir "hâl" olduğunda, zaten taşar.
Çünkü toprağa gizlenmeyen tohum kök salmaz.
Ve güzel sözler, onu dillendirenin değildir aslında; sessiz ve sakince yaşayanındır.
Cihan Akçeşme
1 Eylül 2026
.png)