Harfler-1
- 29 May 2025
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 19 Eki 2025
Bizim bildiğimiz harfler işin zahiren açığa çıkmış halidir ve zahiren bir şey açığa çıkmışsa batınında da bir şey olmalı. Harflerin ilk ortaya çıkışı, insanlık tarihinin en önemli kültürel gelişmelerinden birini temsil eder. Harfler, yazılı dilin temel yapı taşlarıdır ve ilk harfli yazı sistemleri, taş devrinin sonlarına doğru, yaklaşık 4. binyılda ortaya çıkmıştır. Bu yazı sistemleri zamanla modern alfabelerin temellerini atmıştır.
İlk yazı sistemleri, sembollerle düşünceleri veya nesneleri temsil etmeye yönelikti. Piktogramlar, resimler aracılığıyla genellikle nesneleri, objeleri ifade etmeye çalışıyordu, örneğin, bir kuş resmi, kuşu anlatıyordu. Ancak, bu sistemler çok sınırlıydı çünkü soyut düşünceleri ifade etmekte zorlanıyordu.
Daha sonra, ideogramlar yani, semboller aracılığıyla soyut kavramları ifade eden işaretler ortaya çıktı. Bu yazı türü, Mısır hiyeroglifleri ve Mezopotamya’daki çivi yazısı gibi eski uygarlıkların yazı sistemlerinde görülür. Demek ki harfler var olan bir şeyi resmetmek suretiyle ifade kazanmasını sağlamak amacıyla ortaya çıktı. Buradan da anlıyoruz ki zahiren açığa çıkmış bir ifade varsa bu şeyin batınında açığa çıkartılmak istenen bir duygu, düşünce, kavram veya görülen olgusal bir durum var. Demek ki harfler, var olan bir hakikati resmetmek, onu yakalayıp sabitleştirmek için doğmuştu. Buradan çıkan derin anlam şudur: Zahirde görünen her işaretin batınında, açığa çıkarılmayı bekleyen bir ruh, bir duygu, bir hikmet vardır. İnsanlık, varlıkta keşfettiği o sonsuz manayı uzun cümlelerle anlatmaktansa, tek bir sembolle, bir harfle, kristalleştirmeyi başardı. İşte en büyük sır burada yatar: Önce mana vardı, harfler o manayı ifade etmenin, resmetmenin bir şekli olarak açığa çıktı. İnsan bunu yapmayı yine varlığın kendisinden öğrendi. Mana kendine bir beden aradı ve harfte vücut buldu. Her harf, içinde sonsuz bir manayı cem eden, toplayan, saklayan bir hazinedir. Harf manayı taşıyan kap, mana ise o kabın içindeki cevherdir.
"Ağacın gövdesinde bildiğimiz harfler kazılı değil ama halkalarından yaşını okuruz; demek ki okuma bildiğimiz harfle değil, manayla başlar. Harf mananın cesedi, mana ise, o harfin ruhudur. "
Varlık bir şekil ile suretlenmişse, o suret bize bir şeyi ifade etmek için o şekli almıştır ve o suretteki her bir işaret, varlıktaki “Hurûf”’lar yani harflerdir. Örneğin, nasıl ki “A” bildiğimiz harflerden bir harftir; ancak bu sadece bir sesin resmedilmiş şeklidir eğer sesleri semboller, şekiller ile resmetmeseydik, o zaman ifadede yetersiz kalırdık. Biz bu şekle baktığımızda ise resimsel görüntüsüne takılıp kalmayız, bir sesten haber verdiğini anlarız ve o sesi duyar gibi hissederiz. Ya da müzik notalarındaki “La” notasını, porte üzerinde kendini ifade eden şekil ile gördüğümüzde onun şekline takılıp kalmayız, hangi sese işaret ettiğine bakarız ve müzisyensek o sesi çıkarırız. İşte bunun gibi, varlık alemine çıkmış olan her suret, bir şeyi ifade ediyor demektir, Hakk’ın lisanıdır ve kendi aslından haber vermektedir. Çünkü önce mana vardı sonra o mana varlık aleminde madde olarak göründü. Biz manayı bulabilmek için eşyaya bakar manasını idrak etmeye gayret ederiz, Hz. Muhammed Mustafa (asm) “Ya Rabbi, eşyanın hakikatını bana göster.” diye dua etmesi buna işarettir. Elbette eşya’nın hakikati bu anlattığımız bilgi değil bu bilgi yalnızca o hakikate ancak bir kapı aralar hakikati idrak etmek ise onu bizzat deneyimlemek, şahit olmayı gerektirir.
Gülün yaprağı, ondaki hakikatten haber veren bir harf, kokusu ise onu yazanın nefesi; beşer güle bakarken dalı yaprakları ve çiçeği görür, Yakup olan, o'nda Yusuf'un kokusunu alır.
Nebati Alfabesi
Nebati alfabesinin varlığı, sadece bir yazı sisteminin gelişimi değil, aynı zamanda derin düşünce ve sembolizmin de bir göstergesidir. Varlıkta görülen olguların, semboller aracılığıyla bir mânayı aktarması, bir toplumun düşünsel dünyasının, estetik anlayışının ve hatta metafiziksel bakış açısının izlerini taşıyor olabilir mi? Bu durum, Nebatilerin yalnızca pratik bir toplum olmanın ötesinde, bazı derin düşünsel ve felsefi olgularla da ilişki kurmuş olabileceklerini düşündürmektedir.
Nebati kelimesi “Nebat” kelimesinden türemiştir yani bitkiyi gözlemleyerek tohuma tuhumu gözlemleyerek tohumda var olan fakat henüz varlık alemine çıkmamış olan bilginin derinini düşündükleri için yani tohum boyutunu okudukları için kullandıkları sembol dili olan alfabeleri “Nebati” olarak adlandırılmış olabilir mi? Arapça, Süryanca, Aramca, İbranice dilleri de bu harfler ile kendine ifade bulmuştur, Orta Anadolu ve Hatti (Hitit) medeniyetleri de dolaylı yoldan bu harflerden esinlenmişlerdir dolayısyla Mana derinleşerek akmış ve yayılmıştır diyebiliriz.
(Nebatı) Tohumu, Okumak
Tohum zahirden batına açılan en kestirme kapıdır, maddeden manaya giden zemini billurla döşenmiş bir yoldur, o yol Süleymanın sarayına gider, yeter ki kişi ona baş gözüyle bir nesne, bir suret olarak bakmasın, o suret görünen tohumun kabuğunu içe doğru kırıp içeri girebilsin.
Tohum bize lisanı hali ile seslenir; tohum ağacın en güzel yerindedir, ya etrafı meyenin en tatlı en sulu en güzel kokulu yerinin tam merkezinde ya da ihtişamını en güzel suretiyle gösteren o güzel kokulu çiçeğinin tam merkezinde. Kuşlar, kelebekler çiçeğin ve meyvenin atrafında tavaf ederken tohum tüm yönelişin kendine olduğunu düşünse ve kibirlense bulunduğu yerde o dalda sonsuza dek kalmayı, ölümsüz olmayı dilerdi. bu güzellik hiç bitmesin isterdi. O zaman o bulunduğu yerde tohumluğu ile çürür ölürdü fakat varlığın işleyiş yasasına göre; mülk, malik olana aittir ve mutlaka malik olan mülkünü korur bu Ankebut suresi 57. Ayette şöyle geçer “Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn” yani “Her canlı ölümü tadacak ve sonra özünüz olan bize döndürüleceksiniz” tohum’un bize anlattıkları bu kadar ile bitmiyor, tohum tutunduğu o dalı bıraksa ve vakti geldiğinde toprağa düşse; tohum üzerine giydiği kabuk yani madde beden aslı olan toprağa teslim edilmiş olacak, çünkü madde (mülk), cismani olan her şey mutlaka madde aleminde (mülk aleminde) kalır, peki sonra ne olur, elbette içindeki sır aşikar olur önce aşağı doğru bir kök verir dalı bırakıp topraha düşen tohum sonra toprağın üzerinde iki yapraktan oluşan ilk filiz ve yürüyüş başlamış olur ta ki çiçek olana, meyve olana kadar. Bunun için önce tohum’un tohumluğundan ölmesi gerekir Hz. Muhammed’in “Ölmeden önce ölünüz” demiş olması, bu gerçeğe atıf yapmaktadır.
Cismani fani olan bedeni sahiplenen kim varsa, o fani cisim öldüğünde onu sahiplenende onunla birlikte ölür. İnsan ise cisim midir gerçekten yoksa bir cisimden ibaret olduğu düşüncesi yanıldığı nokta mıdır.
Tohum kendi lisanı hali ile bize bu gerçekten haber verir. Çünkü tohumun iki ciheti vardır; biri gözle görülen yani cismani olan boyutu, diğeri ise gözle görülmeyen varlık alemine çıkmamış olan boyutu. Tüm güzellik bu boyutun içinde saklıdır. Tohum elinize alıp baktığınızda sadece küçücük bir çekirdekten ibarettir fakat içinde gizli olan bir tarafı daha vardır. Kendisinin bağlı bulunduğu tüm dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri yani tüm o ağaç kendi içinde gizlidir, Tohumun kainatı olan o devasa ağaç tüm heybeti, şekli, kokusu, rengi ile o küçücük tohumun içinde gizlenmiştir ancak tohumluğundan ölmeyen tohumda bu sır varlık aleminde görünür bilinir olmaz. Ademe “O ağaca yaklaşma” denmesinin ardındaki hakikat budur çünkü ağaç mülktür, mülk malik olanındır ve Mâlikü’l-Mülk kendi mülkünden de ayrı değildir ağaçta gizli olan sır ise budur.
Tohumu okumak; varlık aleminin manasını anlamak için en kestirme yoldur, kişi maddedeki manayı anlama gayreti gösterirken hep şu soruyu kendine sormalı; “Bu gördüklerimin bendeki karşılığı nedir?” Çünkü varlık kitabı hakikatler kitabıdır, canlı kitaptır, hikaye kitabı değildir ve anlattıklarını “okuma bilene anlatır, muhattap okuyanın bizzat kendisidir.
Varlığı yani bu canlı kitap olan varlık alemini nebat boyutundan okuyan bilge kişiler varlıkta gördükleri hakikatleri harfler olarak resmetmişler. Bu yüzden bu harflere de Nebati harfler denmiştir.
Nebati harflere çok dikkatle bakıp anlamaya çalıştığımızda, her harfte sanki bir mananın resmedilmiş olduğunu hissederiz.
Yorumlar